Free Porn
xbporn
Free Porn





manotobet

takbet
betcart




betboro

megapari
mahbet
betforward


1xbet
teen sex
porn
djav
best porn 2025
porn 2026
brunette banged
Ankara Escort
1xbet
1xbet-1xir.com
1xbet-1xir.com
1xbet-1xir.com

1xbet-1xir.com
1xbet-1xir.com
1xbet-1xir.com

1xbet-1xir.com
1xbet-1xir.com
1xbet-1xir.com
1xbet-1xir.com
1xbet-1xir.com
1xbet-1xir.com
1xbet-1xir.com
betforward
betforward.com.co
betforward.com.co
betforward.com.co

betforward.com.co
betforward.com.co
betforward.com.co
betforward.com.co

betforward.com.co
betforward.com.co
betforward.com.co
betforward.com.co
betforward.com.co
betforward.com.co
betforward.com.co
deneme bonusu veren bahis siteleri
deneme bonusu
casino slot siteleri/a>
Deneme bonusu veren siteler
Deneme bonusu veren siteler
Deneme bonusu veren siteler
Deneme bonusu veren siteler
Cialis
Cialis Fiyat
deneme bonusu
padişahbet
padişahbet
padişahbet
deneme bonusu 1xbet وان ایکس بت 1xbet وان ایکس بت 1xbet وان ایکس بت 1xbet وان ایکس بت 1xbet وان ایکس بت 1xbet وان ایکس بت 1xbet وان ایکس بت 1xbet وان ایکس بت 1xbet 1xbet untertitelporno porno 1xbet وان ایکس بت 1xbet وان ایکس بت 1xbet وان ایکس بت 1xbet وان ایکس بت 1xbet وان ایکس بت 1xbet وان ایکس بت 1xbet وان ایکس بت 1xbet وان ایکس بت 1xbet 1xbet سایت شرط بندی معتبر 1xbet وان ایکس بت pov leccata di figa
best porn 2025
homemade porn 2026
mi masturbo guardando una ragazza
estimare cost apartament precisă online
blonde babe fucked - bigassmonster
21 Temmuz 2024
No menu items!
spot_imgspot_imgspot_imgspot_img
Ana SayfaÖnerilerAdalar’da Gezilecek Yerler

Adalar’da Gezilecek Yerler

Adalar İstanbul’un huzuru, tarihi ve doğal güzellikleriyle bezeli, eşsiz bir kaçamak noktası. Marmara Denizi’nin serin sularına dağılmış bu adalar zinciri Büyükada, Heybeliada, Burgazada ve Kınalıada başta olmak üzere ziyaretçilerine farklı deneyimler sunuyor. Sahil kenarlarında yer alan restoranlarda denizin tadını çıkarırken, Adalar’ın nostaljik atmosferi içinde kaybolabilirsin.

Bu rehberimizde Adalar’da gezilecek en güzel yerleri, gizli kalmış köşeleri ve yapılacak aktiviteleri senin için yazdık. Hazırsan Adaları birlikte keşfetmeye başlayalım. Keşfe başlamadan önce de burası ile ilgili bazı soruları yanıtlayalım.

İstanbul’da kaç ada var?

İstanbul’un 9 adası bulunuyor. Yerleşim yeri olan adalar arasında Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada ve Sedef Adası bulunuyor. Yerleşim yeri bulunmayan adalar ise Sivriada, Yassıada, Kaşık Adası ve Tavşan Adası.

Adalar’a nasıl gidilir?

Adalar’a gitmek için vapur, feribot ya da deniz otobüsünü kullanabilirsin. Beşiktaş, Kabataş, Eminönü, Bostancı, Kadıköy, sezona göre Bakırköy ve Yeşilköy Adalar’a sefer düzenlenen yerler arasında.

1. Rum Yetimhanesi – Büyükada

Büyükada’da bulunan Rum Yetimhanesi’nin 1903-1964 yılları arasında yetimhane olarak hizmet verdiği biliniyor. Büyükada Rum Yetimhanesi, Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise ikinci en büyük ahşap yapısı olarak kabul ediliyor.

İlginç bir hikayesi olan yetimhanenin 1898-1899 yıllarında bir Fransız şirket tarafından bölgede konaklamanın sağlanabilmesine olanak tanıyacak otel olarak inşa edildiği kayıtlara geçiyor. Ardından yapı satışa çıkarılıyor ve zengin bir Rum aile olan Zarifi ailesi binayı satın alıyor. Ancak binanın kamu yararına uygun bir yer olması nedeniyle, Sultan Abdülmecit bir ferman yayınlıyor ve binayı Balıklı Rum Hastanesi’nde barınan kimsesiz Rum çocuklarına hizmet vermesi için Rum Patrikhanesi himayesine verilmesini buyuruyor.

Büyükada Rum Yetimhanesi, günümüzde boş duruyor. Ancak bu yapı, tarihi ve mimari değeri ile ziyaretçilerin ilgisini çekmeye devam ediyor.

2. Aya Yorgi Karipi Manastırı – Burgazada

Manastırın tarihsel olarak çok köklü bir geçmişi var. Tarih kitaplarında ilk olarak 17. yüzyılın ikinci yarısında bahsi geçiyor. O zamanlar İstanbul’daki Rum hancılar, neredeyse harabeye dönmüş manastırı restore etmek ve sağlamlaştırmak istiyorlar. İç kısımda yer alan altın kabartmalar ve ahşap oymalar ziyaretçilerin dikkatini çekiyor. Sırf bu detaylar için bile bu manastırı ziyaret edebilirsin.

Manastırın etrafındaki doğa da oldukça güzel. Yeşillikler içinde, huzurlu bir ortamda tarihi bir yapıyı ziyaret etmek gerçekten keyifli olabilir. Hem tarihi bir deneyim yaşamak, hem de huzurlu bir atmosferde vakit geçirmek istersen Aya Yorgi Karipi Manastırı’nı ziyaret edebilirsin.

3. Sait Faik Abasıyanık Müzesi – Burgazada

Türk edebiyatının önemli isimlerinden Sait Faik Abasıyanık’ın Burgazada’da bulunan köşkü, yazarın ölümünden sonra müzeye dönüştürüldü. Bu müze, Türk hikaye yazarlığının öncülerinden Sait Faik Abasıyanık’ın sadece yaşamını sürdürmediği aynı zamanda pek çok hikayesini de kaleme aldığı köşkü olmasıyla kıymetli.

Müze, Sait Faik’in yaşamına tanıklık etmiş eşyalar, fotoğraflar, mektuplar ve kartpostallarla dolu ve her biri, bu büyük yazarın hayatının ve eserlerinin bir parçası olarak görülüyor. 1959 yılında ziyarete açılan müze o günden bu yana hikaye severlerin, edebiyat öğrencilerinin ve turistlerin akınına uğruyor. Müzenin içinde ayrıca 2014 yılında kurulan Sait Faik Araştırma Atölyesi de bulunuyor. Bu atölye, Sait Faik’in edebiyatına ve yaşamına değinen yeni bulgulara ulaşmayı amaçlıyor.

4. Hüseyin Rahmi Gürpınar Müzesi – Heybeliada

Türk edebiyatının değerli yazarlarından Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın hatırasına adanmış ev, onun 1912 ile 1944 yılları arasında yaşadığı ve birçok değerli eserini kaleme aldığı mekan olarak biliniyor. Gürpınar, eserlerinde genellikle İstanbul’un günlük hayatını, mizahi bir üslupla ele alarak tanınmış bir yazardı. Romanlarında, döneminin sosyal meselelerine dikkat çekerken, İstanbul’un mahallelerindeki yaşamı renkli bir şekilde tasvir ediyordu. Yazarın evi, Marmara Denizi’nin panoramik manzarasına hakim bir tepe üzerinde konumlanmış olup, günümüzde de orijinal dokusunu korumaya devam ediyor.

Hüseyin Rahmi Gürpınar Müzesi, ziyaretçilerine yazarın hayatı ve eserleri hakkında derinlemesine bilgiler sunuyor. Müzede Gürpınar’ın yaşamının ve kariyerinin izleri sergileniyor ve edebi mirası korunarak gelecek kuşaklara aktarılması sağlanıyor.

5. Ruhban Okulu – Heybeliada

Heybeliada Ruhban Okulu, İstanbul’un incisi Heybeliada’nın kuzeybatısında, çamlarla kaplı Ümit Tepesi’nde yer alıyor. Bu okul, 1844 yılında kurulmuş ve 1971 yılına kadar hizmet vermiş. Okulun tarihi dokusu ve eşsiz manzarası, ziyaretçilerine unutulmaz anılar bırakıyor. Okul, Ortodoks Kilisesi’nin ana teoloji okulu olarak biliniyor. Yıllar boyunca lise ve yükseköğrenim olmak üzere 7 yıllık bir Teoloji eğitimi verdiği tarih kitaplarında yer alıyor.

Okulun tarihi binası, 9. yüzyılda inşa edilen Aya Triada Kilisesi. Bu kilise, Osmanlı döneminde de açık kalmaya devam etti ve 19. yüzyıl ortalarında din adamı yetiştirmek amacıyla, teoloji eğitimi ağırlıklı bir okula dönüştürüldü.

6. Değirmenburnu Plajı – Heybeliada

Heybeliada’nın kuzey kıyısında, adanın ikinci büyük ve en çok ziyaret edilen yerlerinden biri olan Değirmenburnu Plajı, Heybeliada Su Sporları Kulübü’nün yan kısmından başlayarak denize doğru uzanıyor. Değirmenburnu Tabiat Parkı içerisinde yer alan sahil, hem mesire yeri hem de plaj alanı olarak hizmet veriyor.

Değirmenburnu Plajı, çocuklu aileler tarafından sıklıkla tercih ediliyor. Çünkü burada çocuklar için parklar bulunuyor. Ayrıca yürüyüş ve bisiklet parkurları, ip atlama ve voleybol oynama gibi aktiviteler için alanlar da mevcut. Piknik ve mangal alanları da bulunuyor. Plaj alanı kumluk olsa da yer yer taşlık alanlar da bulunuyor. Duş, kabin ve şezlong hizmetinin olduğu plaj, Heybeliada İskelesi’ne de oldukça yakın.

Değirmenburnu Plajı, İstanbul’un hareketli yaşamından kaçıp, doğa ile baş başa kalmak isteyenler için ideal bir yer. Burada, denizin ve güneşin tadını çıkarırken, aynı zamanda çevrenin doğal güzelliklerini de keşfedebilirsin. Denizin serin sularında yüzmenin yanı sıra, çevredeki doğada yürüyebilir, bisiklet ile tur atabilirsin.

7. Değirmenburnu Tabiat Parkı – Heybeliada

Değirmenburnu Tabiat Parkı, Heybeliada’nın kuzeyinde eşsiz bir noktada konumlanıyor. İçinde yer alan plajı ile de birçok kişinin ilgisini çeken bu doğal güzellik içerisinde büyük bir tesisi barındırıyor. Plajların yanı sıra piknik alanlarının da bulunduğu doğal ortamda harika vakit geçirebilirsin. Dışarıdan yiyecek ve içeceğin getirilebildiği bu harika yerde kendini doğanın kollarına atabilir, kentin karmaşasından ve seslerinden uzaklaşabilirsin.

8. Dilburnu Tabiat Parkı – Büyükada

Dilburnu Doğa Parkı, doğanın kucak açtığı, şehrin gürültüsünden uzak bir cennet olarak dikkat çekiyor. Burası, doğa ile baş başa kalıp, yeşilin her tonuna şahit olmak isteyenler için biçilmiş kaftan. Parkın içindeki kızılçam ağaçları, adeta bir yeşil deryası oluşturuyor ve ziyaretçilere huzurlu bir sükunet sunuyor. 2011 yılında tabiat parkı olarak ilan edilen Dilburnu Tabiat Parkı 6,88 hektarlık geniş bir alana yayılıyor.

Parkın coğrafi konumu, kuzey kesimindeki Değirmen koyunun huzur veren suları ile güneyinde yer alan Yörük Ali koyunun kristal gibi duru suları arasında, doğal bir güzellikler dengesi kuruyor. Özellikle Manzara seyir terası, İstanbul’un bu özel noktasının büyüleyici manzarasını izlemek için eşsiz bir nokta olarak öne çıkıyor. Park, ayrıca farklı yaş gruplarından ziyaretçilere yönelik geniş bir yelpazede olanaklar sunuyor. Piknik yapabileceğiniz alanlar, mangal keyfi yapabileceğiniz özel yerler ve çocukların eğlenebileceği oyun parkları mevcut. Denize girilebilecek küçük koylar ve berrak sular, gününü keyifli geçirmen için cazip seçenekler arasında yer alıyor.

9. Yörükali Plajı – Büyükada

İstanbul ve çevre şehirlerden gelen ziyaretçiler için cazip bir mekan olan bu plaj, kristal kadar temiz suyuyla dikkat çekiyor. Sığ denizi sayesinde, özellikle miniklerin güvenle suyla buluştuğu bir alan olarak biliniyor. İstanbul’un gürültüsünden biraz olsun kaçıp, denizin ve doğanın tadını çıkarmak isteyenler için Yörükali mükemmel bir tercih. Büyükada’da denize girilecek yerler için linke tıklayabilirsin.

10. Sedef Adası Plajı

Sedef Adası, İstanbul’un büyüleyici Prens Adaları arasında, en minik ama en özel köşesi olarak parlıyor. Bu ada, geniş ölçüde özel mülk olmasının verdiği bir ayrıcalıkla, kalabalıklardan uzak, sakin bir sığınak sunuyor. Bu niteliğiyle, ziyaretçilerine benzersiz bir huzur ve özgünlük vaat ediyor.

Ada üzerinde, ziyaretçilere açık üç adet plaj mevcut, her biri kendine has özellikleriyle dikkat çekiyor. Sedef Adası Plajı bu yerlerden en popüler olanı. Yaklaşık 500 metrelik bir deniz cephesine sahip olup, hem açık hem de kapalı alanları barındıran bir yapıya sahip. Bu plajda beton zemin üzerine dizilmiş 800 şezlong ve eğlenceyi tamamlayan bir su kaydırağı bulunuyor.

Sedef Adası’na ulaşım ise oldukça basit. İstanbul’un Bostancı veya Kartal bölgelerinden kalkan vapurlar veya Büyükada üzerinden motorlar ile ada kolaylıkla erişilebilir durumda. Ada’ya vardığınızda, plajlara yönlendiren tabelaları takip ederek kısa bir yürüyüşle istediğiniz noktaya ulaşabilirsin.

11. Heybeliada Sanatoryumu

Heybeliada Sanatoryumu, 1924 yılında hizmete girdi. Burası Türkiye’nin ilk pandemi hastanesi olma özelliğini taşıyor. Kuruluşun temelleri, Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle atıldı ve uzun süreçli sağlık sorunları için bir iyileşme ve rehabilite merkezi olarak faaliyet gösterdi.

Başlangıçta sadece 16 yatak kapasitesi ile açılan bu merkez, zamanla genişleyerek 1939 yılında yatak sayısını 370’e çıkarıldı. 1940’ların başlarında, Değirmentepe olarak adlandırılan yeni bir bina daha eklendi ve yatak kapasitesi daha da artırılarak toplamda 602 yatak sayısına ulaşıldı. Genellikle doğanın içinde, sakin ve huzurlu alanlarda kurulan bu tür sağlık merkezleri, hastaların dinlenip, sağlıklarına kavuşmaları için ideal koşullar sunuyordu.

12. Mizzi Köşkü – Büyükada

Büyükada’nın kalbinde, Çankaya Caddesi üzerinde, İstanbul’un en sıra dışı yapılarından biri olan Mizzi Köşkü, 19. yüzyılın sonunda George Mizzi tarafından bir ev olarak inşa edildi. Mizzi Köşkü, sıkıştırılmış kırmızı tuğladan örülmüş olan cephesi ve anıtsal köşe kulesi ile dikkat çekiyor. İtalyan mimar Raimondo D’Aronco tarafından tasarlanmış olan bu köşk, 1930-1940 arasında San Remo Oteli olarak kullanıldı. Özgün dokusu ve rengi sebebiyle bu benzersiz köşkün geçmiş dönemlerde, “Kırmızı Kuleli Köşk” ve “Al Palas” gibi isimlerle de anıldığı biliniyor.

13. Aya Yorgi Kilisesi – Büyükada

Büyükada’nın tepesinde, çağlar boyu birçok insan için kutsallık atfedilmiş Aya Yorgi Kilisesi yükseliyor. 6. yüzyılda Bizans İmparatoru II. Justinianus tarafından kurulan bu dini yapı, zaman içinde birçok kez yenilenerek günümüze ulaştı. Hristiyan dünyasında saygı duyulan bir figür olan Aziz George’a adandı.

Kilisenin iç kısmı, ziyaretçilerin umut ve dileklerini temsil eden birçok madeni para ve mumla dolup taşıyor. Duvarlara bağlanan rengarenk kurdeleler de bu dileklerin birer simgesi haline geldi. Bu geleneksel uygulamalar, kilisenin büyülü havasını pekiştiriyor. Denizden yaklaşık 200 metre yükseklikteki bu saklı cennet, adanın en yüksek tepesinde konumlanıyor. Kilisenin çevresini saran ormanlık alan, ziyaretçilere derin bir huzur ve sükunet hissi sunuyor. Kiliseye giden yol zorlu olsa da, tepede karşılaşacağınız büyüleyici manzara tüm yorgunluğunuzu unutturabilir.

14. Aya Yani Kilisesi – Burgazada

Aya Yani Kilisesi, Burgazada’da yer alan Neo-Bizans tarzındaki en etkileyici yapılarından biri olarak öne çıkıyor. Vaftizci Yahya’ya adanmış olan bu kilise, Bizans döneminden beri tarih boyunca varlığını koruyor ve ziyaretçilerini adeta büyülüyor. Yapının kökenleri, Büyük İskender’in generali Antigone tarafından adaya inşa edilen büyük bir kaleye kadar uzanıyor. Ada, ilk olarak Antigone’nin adıyla anılıyor. Ancak daha sonra Yunanca’da kale anlamına gelen Burgaz ismini alıyor. Bu derin tarih, Burgazada ve Aya Yani Kilisesi’nin benzersiz atmosferini şekillendiriyor. 1899 yılında, mimar Nikolaos Dimadis tarafından yeniden ele alınan kilise, 1759 ve 1817 yıllarında onarımlar gördü. 1894’teki depremden sonra kullanılamaz hale gelen ve sonrasında 1899’da yapılan restorasyonla bugünkü ihtişamına kavuşan kilise, halen daha ayakta duruyor.

Kilisenin girişi güney cephesinde yer alıyor ve bir narteks ziyaretçileri karşılıyor. Narteksin iki yanında, kemerli kapılarla ayrılan iki bölüm bulunuyor. Sol taraftaki bölümden aşağı inildiğinde, Patrik Methodius’un hapsedildiği hücreye erişilebiliyor. Hücrenin sağ taraftaki bölümden ise merdivenler kilisenin ana bölümüne çıkıyor.

15. Halik Koyu Plajı – Büyükada

Halik Koyu Plajı, doğal güzellikleri ve sakin atmosferiyle ziyaretçilerini etkisi altına alan eşsiz bir nokta. Büyükada’da yer alan bu harika alanın denizi kristal kadar berrak, kumsalıyse altın gibi parlıyor. Ayrıca güneşin batışını izlemek için ideal bir noktalardan birisi.

Plajın etrafı, plaja hoş bir gölge kazandıran yeşil ağaçlarla sarılı. Burada piknik yapabilir, bir kitapla vakit geçirebilir ya da denizin huzur veren sesine kendinizi bırakabilirsin. Ayrıca, plajda serin bir içecek ya da leziz bir yemek sunan bir kafe yer alıyor. Halik Koyu Plajı’nın geçmişi de dikkat çekici. Osmanlı döneminden bu yana var olan bu plaj, eskiden sultanların ve sarayın gözde mekanları arasında yer alıyordu. Bu yüzden plaj, tarihi bir havaya sahip dersek yanlış olmaz.

16. Reşat Nuri Güntekin Evi – Büyükada

Büyükada’nın sakin sokakları arasında, denizin meltemiyle sarılan bir mücevher gibi gizlenen Reşat Nuri Güntekin Evi, Türkiye’nin seçkin yazarlarından Reşat Nuri Güntekin’in bir zamanlar ailesiyle birlikte yaşadığı ev olarak biliniyor. Adanın özenle korunan ve ihmal edilmemiş sayılı yapılarından biri olarak öne çıkan bu ev, beyaz duvarları ve büyüleyici deniz manzarasıyla göz kamaştırıyor.

1937’de Reşat Nuri Güntekin’in mülkiyetine geçen bu üç katlı muhteşem yapı, içinde barındırdığı yaşanmışlıklar, anlatılar ve hikâyelerle adeta bir edebiyat kalesi gibi. Yapının ikinci katı, günümüzde yazarın kızı Ela Güntekin tarafından hâlâ kullanılıyor.

17. Burgazada Camii

İstanbul’un fethinin beş yüzüncü yılı anısına inşa edilen cami, adaya hem dini hem de tarihi derinlik katıyor. 1953 yılında inşa edilen bu yapı, adanın mimari zenginliğine katkıda bulunan ilk ve tek ibadethanesi. Bu caminin tasarımı, Türk mimarlık geleneğinin klasik unsurlarını yenilikçi bir yaklaşımla harmanlıyor.

Burgazada sakinlerinin caminin inşaat sürecine topluca destek vermiş olması, bu yapıyı ada topluluğu için özel kılıyor. İnşaatın tamamlanması için çabalarken, yerel Rum ustalarından Angelos’un gönüllü olarak inşa sürecine dahil olması, adanın kültürel zenginliğine ve dayanışma ruhuna işaret ediyor.

18. Adakule – Büyükada

Adakule, Büyükada’nın zirvelerinde yer alarak nefes kesen manzaralar sunan ve adanın yangın gözetleme noktası olarak hizmet veren, Orman Genel Müdürlüğü bünyesindeki beş katlı bir yapı. Nisan ayıyla birlikte aktif hale gelen bu yapı, termal kameralar aracılığıyla yangın tehlikesini erken tespit edip, yangın söndürme ve orman koruma ekiplerini hızla harekete geçiriyor. Adakule’nin tepesi, hem yerli hem de uluslararası ziyaretçilerin uğrak yeri olan bu noktadan, adanın büyüleyici panoramasını gözlemlemek mümkün.

19. Aya Nikola Plajı – Büyükada

Aya Nikola, İstanbul’un karmaşasından bir nefes almak için mükemmel bir kaçış noktası. Bu benzersiz yer, adanın doğasıyla tarihini harmanlayarak ziyaretçilere sunuyor. Konum olarak adanın güney tarafında bulunan bu sahil, kendine özgü Aya Nikola Manastırı’nın yanı başında yer alıyor. Sahilin öne çıkan özellikleri arasında, parıldayan suları ve yumuşak, altın rengi kumları bulunuyor.

Suyun berraklığı ve serinliği, özellikle yaz sıcağında serinlemek isteyenler için ideal. Sahile adım attığında, yanı başındaki Aya Nikola Manastırı’nın tarihi dokusuna tanık olabilirsin. Bu Bizans dönemi yapısı, mimarisi ve sakin atmosferiyle ziyaretçileri kendine hayran bırakıyor. Aya Nikola Sahili’nde denizin ve güneşin tadını çıkarırken, aynı zamanda bu tarihi manastırı ziyaret edebilir ve adanın doğal güzelliklerini keşfedebilirsin.

20. Aya Nikola Rum Manastırı – Büyükada

Doğu kıyıları Büyükada’yı süsleyen ve denizin derin maviliğiyle bütünleşen bir barış ve sükunet ikonu olarak karşımıza çıkan Aya Nikola Rum Manastırı, adanın geçmişine ve kültürel yapısına önemli katkılarda bulunmuş bir yer. 1680 yılında İngiliz keşifçi Thomas Smith’in ilk defa dile getirdiği bu tarihi yapı, zaman içerisinde birçok dönüşüm geçirmesi ile ünlü. 17. yüzyıla kadar kullanılmayan ve Kayra Bizans yerleşkesinin kalıntıları üzerinde yükselen manastır, 1783’te bir dönem azınlık eğitim kurumuna ev sahipliği yaptı.

Bu eğitim kurumu sonradan İstanbul’da, patrikliğin bulunduğu alana Büyük Okul olarak taşındı ve günümüze kadar eğitim vermeye devam etti. 1821’de Yunan Bağımsızlık Savaşı’nın başlamasıyla Türk Ordusu’nun kontrolüne geçen manastır, restorasyon sonrasında Büyükada’ya gelen Rum ailelere misafirhane olarak hizmet verildi. 1852 yılında çıkan yangın manastırı, içindeki ikonostasis ve dini resimlerin büyük kısmıyla birlikte, ciddi şekilde hasara uğradı. 1860 yılında ise manastır, Bizans Orta Çağ kiliselerinin çoğunda görülen dört sütunlu, kubbeli ve haç şeklindeki merkezi plana sadık kalınarak orijinaline uygun bir şekilde yeniden yapıldı. Bu yeniden inşa süreci, manastırın mimari tarihinde dikkate değer bir bölümü temsil ediyor.

21. Kalpazankaya – Burgazada

Adanın en çok tercih edilen bölge, hem seyir noktasına hem popüler restorana hem de plajlara ev sahipliği yapıyor. Gün batımı tutkunları için Kalpazankaya, ideal bir izleme noktası sunuyor. Kayaların arasında, adanın büyüleyici manzarasına karşı unutulmaz anlar yaşayabilirsin. Burgazada’nın en ünlü yerlerinden biri olan bu bölge, eşsiz ada manzarasına dalıp gitmek için mükemmel bir mekan.

22. Çam Limanı Koyu – Heybeliada

Heybeliada’nın güneyinde, konumlanan Çam Limanı koyu, Türkiye’nin öne çıkan koylarından biri olarak kabul ediliyor. Bu koy, çevresindeki çam ağaçları sayesinde adını aldı. Çam ağaçlarının bıraktığı ferahlatıcı koku ve berrak hava eşliğinde, muhteşem deniz manzarasının ve doğanın keyfini sürme imkanı sunuyor. Çam Limanı Koyu’nda denize girmek, bazılar için farklı bir deneyim sunuyor. Sahilden suya giriş, birdenbire derinleşen yapıda olduğundan, herkes için uygun olmayabilir. Ancak yüzmede kendine güvenen kişiler ve tekne ile ulaşım sağlayanlar için biçilmiş kaftan.

Çam Limanı Koyu, doğal manzaralarıyla beraber, tarihi ve mimari özellikleriyle de ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Koyu ziyaret etmek, doğanın kucağında zaman geçirmekle kalmayıp, aynı zamanda tarihle iç içe bir deneyim yaşamak anlamına geliyor.

23. Taş Mektep – Büyükada

İBB tarafından yakın zamanda restorasyonu tamamlanılarak hizmete sunulan Taş Mektep, Sultan Abdülaziz döneminde inşa edildi. Köprülü Mehmet Paşa Numune Mektebi ismiyle okul olarak faaliyet gösteren kurumun adı daha sonra Büyükada İlkokulu oldu. Restorasyon sonrası kütüphane, çalışma alanı, kültür-sanat merkezi olarak hizmet vermeye devam eden Taş Mektep mimarisi ile de dikkat çekiyor.

24. İsmet İnönü Evi Müzesi – Heybeliada

Türkiye Cumhuriyeti’nin köklü tarihini aydınlatan özel mekânlardan biri, İsmet İnönü Evi Müzesi olabilir. İsmet İnönü, Cumhuriyetin kuruluşunda önemli rol oynamış, aynı zamanda ikinci Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Mustafa Kemal Atatürk’le birlikte Kurtuluş Savaşı’nın zorlu dönemlerinde omuz omuza mücadele eden İnönü’ye ait bu ev ölümünden aile tarafından müze olarak korunmasına karar verildi ve İnönü Vakfı’na devredildi.

1934 yılında bu konutu satın alan İnönü, Atatürk’ten aldığı mobilyalarla döşedi. Mobilyalar günümüze kadar korunmuş, tarihî dokularıyla dikkat çekiyor. Müze, İnönü’nün kişisel tarihine dair değerli bilgiler sunuyor. İnönü’nün konutu, Heybeliada’nın huzur veren atmosferinde yer alıyor. Bugün müze olarak ziyarete açık olan bu ev, İnönü’nün sosyal hayatına ışık tutan eşyalarla dolu. Müze, İnönü’nün yaşamına dair zengin içerikler sunarak, Türkiye’nin ikinci Cumhurbaşkanını daha yakından tanıma fırsatı veriyor.

25. Nakibey Plajı – Büyükada

Büyükada’nın incilerinden biri olarak öne çıkan Nakibey Sahili, 1984’ten bu yana ziyaretçilerine kapılarını aralıyor. Aile tarafından işletilen bu mekan, her sene kendini geliştirerek, daha nitelikli ve çeşitlilik gösteren hizmetler sunma peşinde. Sahilin kıyı kısmı, derinliğin boy hizasına ulaşana dek kumla kaplı, bu özellik sayesinde endişesizce yüzebilirsin. Şezlong, giyinme kabini ve şemsiye gibi birçok ihtiyacını karşılama şansın da var.

26. Saatli Meydan – Büyükada

Büyükada’nın merkezinde bulunan ve ada tarihinin bir yansıması olan Saatli Meydan, ziyaretçilere ada hakkında derinlemesine bir bakış sunuyor. Meydan, ada merkezinde konumlanmış olup, ada yaşamının en canlı yanlarını sergilemekte. 1923, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuş yılında inşa edilen ve meydanı süsleyen konik şekilli saat kulesi, adanın tarihi dokusuna ışık tutan bir simge.

Saatli Meydan, adalılar için bir araya gelme mekanı, çeşitli sosyal aktivitelerin odağı ve ada canlılığının bir göstergesi olarak hizmet veriyor. Meydan çevresindeki yapılar, adanın mimari çeşitliliği ve zengin tarihini gözler önüne seriyor. Saatli Meydan, aynı zamanda adanın tarihindeki önemli dönemlere de tanıklık etmiş bir mekan. Meydan çevresindeki binalar ise, adanın mimari gelişimine ve tarihi evrimine dair bilgiler sunuyor.

27. Troçki’nin Evi – Büyükada

Sovyet Rusya’nın unutulmaz isimlerinden olan Lev Troçki, bir dönem Büyükada’da yaşamıştı. Bugün bu ev terk edilmiş olsa da halen Troçki’nin Evi olarak anılıyor. Troçki’nin Evi, Büyükada’nın dikkat çeken ve tarih boyunca önem arz eden yerlerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu yapı, aslen Sivastopol Köşkü olarak tanınıyor.

Troçki, 1929 ile 1933 yılları arasında bu evde yaşadı. Bu dönemde, otobiyografisini ve ‘Rus Devrim Tarihi’ adlı eserini kaleme aldı. Troçki’nin Evi, onun sürgünde geçirdiği zamanların bir bölümüne tanıklık ettiği için bu isimle anılmaya başlandı. Yapı, üç katlı ve 3600 metrekare genişliğinde. 18 odası ve beş banyo/tuvaleti bulunuyor.

28. Değirmen Tepesi – Heybeliada

Heybeliada’nın dört tepe arasında en yüce konumda yer alan Değirmen Tepesi, 136 metrelik yüksekliği ile ada manzarasının en ihtişamlı noktası. Doğal ve kültürel zenginliklerle dolu bu yer, ziyaretçilerine hem tarihi hem de doğal güzellikler sunuyor.

Değirmen Tepesi’nden İstanbul’un eşsiz manzarasını görebilirsin. Bu noktadan, Marmara Denizi’nin sonsuz mavilikleri, adaların çeşitli yeşil tonları ve İstanbul’un büyüleyici silueti bir araya gelerek göz kamaştırıcı bir tablo oluşturuyor. Bu manzara, herkese unutulmaz anlar yaşatıyor. Bu tepeye adını veren değirmen, geçmişte ada yaşamında önemli bir rol oynadı. Günümüzde değirmenin izlerini bulmak zor olsa da, isminin sürdürülmesi geçmişe olan bağlılığı koruyor. Doğa severler için cennet niteliğindeki Değirmen Tepesi, çam ormanlarıyla sarılı ve doğa yürüyüşleri ile piknik yapmak için mükemmel bir mekan olarak biliniyor.

29. Adalar Müzesi – Büyükada

Adalar Müzesi, şehrin ilk modern kent müzesi olma özelliğini taşıyor. Adaların tarih öncesi dönemlerden günümüze uzanan serüvenini, binlerce eser, 20 bin doküman, 6 bin fotoğraf ve sayısız film ile sözlü tarih kayıtları aracılığıyla gözler önüne seriyor. Müze Adalar’ın doğal güzelliklerini, tarih boyunca sahip olduğu çeşitliliği, zamanla yok olan canlı türlerini, doğanın nasıl zarar gördüğünü ve bu durumun sonuçlarını ziyaretçilere aktarıyor. Özellikle çocuklar için hazırlanan sürprizlerle dolu bu bölümde, zaman içinde kaybolan deniz canlılarına dair bilgiler yer alıyor. Yakın zamanda yok olan balık türleri, kabuklular ve bitkiler de bu sergide incelenebiliyor. Marmara Denizi’nde tükenen yaşamın, alglerden mikroskobik canlıların atıklarına kadar geniş bir yelpazede ele alındığı görülüyor.

2010 yılında, İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olması kapsamında açılan Adalar Müzesi, tarih, bugün ve gelecek hakkında bilgi sunan dokunmatik ekranlar, Osmanlı Arşiv belgeleri, mimari miras, sözlü tarih ve ünlü Adalılar hakkında bir veri tabanı sunuyor. Adalar Müzesi’ndeki kalıcı sergilere ek olarak, geçici sergiler de düzenleniyor. Bisiklet Sergisi gibi özel sergiler, Türkiye’de bu alanda açılan ilk sergilerden biri olmasıyla dikkat çekiyor. Sergide, Adalar’da kullanılmış 40’a yakın farklı marka ve döneme ait bisikletler sergileniyor.

30. Madam Martha Koyu – Burgazada

Madam Martha Koyu olarak bilinen gizemli ve hikayesiyle dikkat çeken bir koy. Bir zamanlar Halikya ya da Balıkçılar Koyu olarak anılan bu yer, şimdi renkli bir kadının hikayesini yaşatıyor. Martha, Mısır doğumlu, Ermeni kökenli bir kadındı. Babası Osmanlı Bankası’nın Müdürü olduğundan, küçük yaşlarda İstanbul’a taşınmak zorunda kaldı. Türkiye’nin ilk balerinlerinden biri olarak tarihe geçen ve sonrasında ise evlenerek Burgazada’ya yerleşen Martha, ömrünü doğa ve denizin büyüsüne adadığı için buraya da adını verdi.

Madam Martha Koyu, büyüleyici manzarası ve esrarengiz hikayesiyle ziyaretçilerini ağırlıyor. Bölge, doğa severler için popüler bir kamp alanı olma özelliği taşıyor. Mavinin yeşille kucaklaştığı bu doğa harikası yerde, kumsuz, kayalıklarla çevrili bir plaj seni bekliyor. Adanın denize girilecek en güzel noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Koy çevresinde herhangi bir tesis bulunmuyor. Bu da daha rahat bir şekilde hareket etmeni sağlıyor.

31. Con Paşa Köşkü – Büyükada

1880 yılında Midilli’de doğan Con Paşa tarafından inşa ettirildi. Achileus Policisi’nin mimarlığını yaptığı köşk, en etkileyici yapılar arasında yer alıyor. Con Paşa, köken olarak Venedik’li bir aileden gelmekte ve gerçek ismi Trasiyolos Yannaros olarak biliniyor. İdare-i Mahsusa’nın başında olduğu dönemde, Con Paşa, Kadıköy-Adalar arası ilk seferleri düzenleyen kişiydi. Bu seferlerde kullanılan vapurların isimleri Bağdat, Basra ve İhsan’dı.

Dönemin mimari özelliklerini yansıtan çeşitli dış süslemeleriyle dikkat çeken eklektik bir yapı olmasının yanı sıra benzersiz yapısı ile de dikkat çekiyor. Bahçesinde birbirinden farklı heykeller sergileniyor, çatı kuleleri ve ahşap süslemeler göz kamaştırıyor. Köşk, ahşap sütunlu balkonlarla çevrili olacak şekilde inşa edildi. Con Paşa’nın ölümünün ardından ev, Avusturyalı eşi ve çocuklarına miras kaldı. Savaş sonrasında aile hakkında bir bilgi alınamayınca, Maliye Bakanlığı köşkü mülk edindi ve satışa sunmdu. Evin sahipleri zamanla Emanuel Karasu, Hristo Draganis, Dr. Michal Kuromenos, Ahmet Borovalı ve Müzehher Borovalı olarak değişti.

32. Viranbağ Plajı – Büyükada

Büyükada’da konumlanan Viranbağ Plajı, bu yerleşim yerinin en berrak sahilleri arasında yer alıyor. Sükuneti ve huzurlu atmosferi, onu öne çıkarırken, nefes kesen manzarası ve etkileyici havasıyla da dikkat çekiyor. Aynı zamanda, plajda sunulan yeme içme olanakları da bulunması buraya gelenler için avantaj oluşturuyor.

Kum ve çakılın bir arada olduğu bu plajda şezlong, şemsiye, duş, giyinme kabini, restoran gibi çeşitli hizmetler de yer alıyor. Ek olarak çevresinde konaklama imkanı da bulunuyor. Büyükada’nın güneybatısında, merkezden 6 kilometre uzaklıkta konumlanmış olan Viranbağ Plajı’nda geçireceğin vakit, hem rahatlatıcı hem de keyifli geçebilir.

33. Yerine Ulaşmayan Mektuplar Anıtı – Demokrasi ve Özgürlükler Adası

Yerine Ulaşmayan Mektuplar Anıtı, önceleri Yassıada olarak anılan, günümüzde ise Demokrasi ve Özgürlükler Adası ismi ile bilinen adada konumlanıyor. Bu anıt, adada yargılanıp yakınlarıyla iletişim kurma şansı bulamayanların anısına inşa edilmiş. Yakın dönemi sembolize eden Yerine Ulaşmayan Mektuplar Anıtı, tarihi keşiflere meraklı olanların ilgi duyacağı duraklardan.

34. Bet Yaakov Sinagogu – Heybeliada

1940’larda, Heybeliada’ya yazlık için gelen Yahudi ailelerin sayısı 250’yi aşınca, adada bir sinagog gereksinimi ortaya çıktı. Başlangıçta, bu kişiler Rum İlkokulu’nun bir bölümünde ibadet etmekteydi. Ancak 1953’te, Orhan Sokak’ta bir arazi satın alındı ve bu arazi üzerinde inşa edilen sinagog, 1956’da ibadete açıldı. Sinagog, mimari açıdan dikkat çekici örnekler arasında yer alıyor. Ayrıca, tarihi yapısı ve önemiyle sinagog, Heybeliada’nın en dikkat çekici turistik yerlerinden biri olmayı başarıyor. Bet Yaakov Sinagogu, sadece ibadet edilen bir yer olmakla kalmıyor, aynı zamanda kültür ve tarih merkezi olarak da ön plana çıkıyor.

35. Alman Koyu – Heybeliada

Heybeliada’nın batı tarafında bulunan Alman Koyu, adanın en kristal sularına ev sahipliği yapıyor. Buraya her ne kadar karadan ulaşılsa da genel olarak teknelerle gelmek ve denizin keyfini çıkartmak daha iyi olabiliyor. Koy yılın stresini üzerinizden atıp huzuru bulabileceğiniz bir kaçış noktası. Yeşilin ve mavinin buluştuğu bu eşsiz manzaraya sahip koy, denizin berraklığını ve güzelliğini keşfetmek, gün batımının büyüsüne kapılmak ve huzurlu saatler geçirmek için harika bir nokta.

36. Hamidiye Camii – Büyükada

Büyükada’nın büyüleyici mimari harikalarından biri olan Hamidiye Camii, adanın zengin tarihine ve estetiğine dair önemli bilgiler sunuyor. 1893 yılında temeli atılan ve 1895’te inşaatı tamamlanan bu muhteşem yapı, II. Abdülhamid’in talimatıyla inşa edildi. Dönemin çeşitli stil özelliklerini bir araya getiren, zıt tasarımıyla dikkat çeken Hamidiye Camii, kesme küfeki taşı kullanılarak iki katlı olacak şekilde yapıldı. Alt katta bulunan iki sütun üzerine düz tavan oturuyor.

Caminin ana ibadet mekanı olan harim, dışa doğru yarım yuvarlak bir çıkıntı oluşturan kare bir plan üzerine kurulu. Bu kutsal alan, dıştan kurşunla kaplı bir ahşap kubbe ile örtülü ve kubbenin iç yüzeyi, bağdadî çıta üzerine sıva işlemi sonrası kalem işi nakışlarla süslü. Kubbenin merkezinde, siyah bir zemin üzerine altın yaldızla yazılmış İhlâs sûresi göze çarpıyor. İlk zamanlar bu alan, Türk çocuklarına eğitim vermek amacıyla okul olarak kullanılan bu bina ilerleyen yıllarda adada Müslüman nüfusun artması sebebiyle camiye çevrildi ve o zamandan bu yana ibadethane olarak kullanılıyor.

37. 27 Mayıs Müzesi – Demokrasi ve Özgürlükler Adası

27 Mayıs 1960’da tutuklanan siyasilerin mahkemelerinin yapıldığı spor salonu günümüzde müzeye dönüştürüldü ve 27 Mayıs Müzesi adı ile konuklarını ağırlamaya başladı. O dönem Deniz Kuvvetleri’ne bağlı bir ada olan Yassıada’da bulunan spor salonu darbe mahkemesinin de ana karargahı olmuştu. Müzede Yassıada yargılamaları olarak tarihte yerini alan sürece kadar giden zaman dilimini çeşitli belgeler eşliğinde görebilirsin.

38. Prenses Koyu Plajı – Büyükada

Doğal güzellikleriyle çevrili bu plaj, yakınında bulunan otel tarafından yönetiliyor ve 350 kişilik kapasitesiyle ziyaretçilere restoran, büfe gibi imkanlar sunuyor. Akşam saatlerinde muhteşem gün batımı manzaraları ile büyüleyen plaj, aileler, büyük gruplar, çiftler ve çocuklar için ideal bir ortam sağlıyor. Büyükada, plajları ve ada atmosferiyle hem yerli hem de yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. Prenses Koyu Plajı ise, denize girmek isteyenler için Büyükada’daki ideal noktalardan birisi olarak kabul ediliyor.

39. Kangelaris Ailesi Anıt Mezarı – Heybeliada

  1. yüzyılda, Büyük Britanya İmparatorluğunun Gemlik Konsolosu olarak görev yapmış Spyridon Kangelaris, genç yaşta yitirdiği eşi Sevasti’nin anısına bu muazzam anıtı diktirdi. Anıtın görkemi, gelenleri adeta büyülediği için de ünü giderek arttı. Bu anıtın mimarisi, gotik ve neoklasik stilin ögelerini harmanlayan bir İngiliz tarzıyla şekillendi. Sekizgen bir yapıya sahip olan bu eser, tuğla kullanılarak inşa edilmiş ve köşeleri dövme demir parmaklıklar ile güçlendirilerek inşa edildi. Anıtın yapımında kullanılan mermerler, İtalya’dan Heybeliada’ya özel olarak getirildiği biliniyor.

Anıt üzerinde, Spyridon Kangelaris’in eşi Sevasti’ye duyduğu derin sevgi ve yaşadığı acıyı dile getiren bir yazıt mevcut. Bu yazıt, Sevasti’nin ölümünü takiben 4 Ağustos 1868 tarihinde yerine eklenmiş. Spyridon Kangelaris, vefatından sonra eşinin yanına, anıtın hemen bitişiğine gömülmüş. Süslü Mezar, ziyaretçilerine sıradan bir anıt mezarın ötesinde, dokunaklı bir aşk hikayesi sunuyor.

40. Karanlıktan Aydınlığa Açık Hava Sergisi – Demokrasi ve Özgürlükler Adası

Karanlıktan Aydınlığa Açık Hava Sergisi adlı sergi, tarih severleri ve meraklı gözlerini geçmişin derinliklerine davet ediyor. Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nda konumlanan sergi, adanın yakın tarihini bir zaman çizelgesi üzerinden anlatıyor. Sergi mekanında, “demokrasi” kelimesinin dört farklı dilde yazılı olduğu bir duvar göze çarpıyor. Bu duvar, demokrasinin evrensel değerini ve bu kavramın önemini ön plana çıkarıyor.

41. Demokrasi Feneri – Demokrasi ve Özgürlükler Adası

Fener, 24 metre yüksekliğinde, taş bir yüzey üzerinde yükseliyor ve adanın fotoğrafçılar tarafından en çok tercih edilen noktalarından birisi haline geldi. Fenerin bulunduğu alanı çevreleyen yeşil alanlar ve oturma yerleri, bu bölgeyi daha da çekici kılıyor. Fener, adanın geçmişine ışık tutarken, ziyaretçilere demokrasinin değerine vurgu yapıyor.

42. Büyükada Tabiat Parkı

Park, doğa tutkunlarına benzersiz bir deneyim vaat ediyor. Parkta tarih öncesi manastırlar, kiliseler ve Rum Yetimhanesi gibi değerli yapılar bulunuyor. Bunun yanı sıra, İstanbul’un Anadolu yakasındaki ilçelerine panoramik manzaralar sunan tepeler ve yüzme etkinliklerinin gerçekleştirilebileceği sahiller de mevcut. Park alanı, Doğal Sit Alanı olarak tescillenmiş olduğu için doğal zenginliklerin korunması da kolaylaşıyor. Bu sayede orman herhangi bir şekilde bozulmadan kendisini koruyabiliyor. Büyükada Tabiat Parkı’nda doğa ile iç içe yürüyüşler yapabilir, fotoğraf çekebilir ve piknik yapabilirsin.

43. Halk Plajı – Burgazada

Marmara Denizi’nin serin sularına kucak açan Burgazada Halk Plajı şehrin karmaşasından uzak, huzurlu bir deniz kaçamağı sunuyor. Taşlık yapısı ve deniz yosunlarına rağmen, sularının temizliği ve sakinliği ile bilinen plaj, kumsalsız olmasına rağmen ziyaretçilerin vazgeçilmezi olmayı başarıyor. Burgazada Halk Plajı, yalnızca yerel ziyaretçiler için değil, aynı zamanda turistler için de ideal bir destinasyon olarak öne çıkıyor. Denizin ve tarihin iç içe geçtiği bu özel mekan, sessizliği, temizliği ve doğal güzellikleri ile unutulmaz bir deneyim vaat ediyor.

44. Hristos Manastır Mezarlığı – Burgazada

Burgazada’nın göz alıcı noktasında yer alan Hristos manastır mezarlığı, ada manzarasının en muhteşem noktası olarak kabul ediliyor. Bu doruk, aynı zamanda Bayraktepe ismiyle de anılıyor ve buradan bakıldığında adanın panoramik görüntüsü, bir sanat eserinin renkleri kadar etkileyici bir güzelliğe sahip.

Zirvede, geçmişten günümüze miras kalan ve Bizans dönemine dayanan tarihi bir manastır bulunuyor. Theokoryphotos, yani Hz. İsa’nın Başkalaşımı Manastırı adını bu kutsal zirveden alıyor. Manastırın kuruluşu hakkında net bilgiler olmamakla birlikte, Makedonyalı İmparator I. Basil’in antik Yunan tapınağı kalıntıları üzerine inşa ettiği söyleniyor. 18. yüzyılın sonlarına doğru terk edilmiş bu manastır, zamanla harabeye dönüştü. Yine de, eski manastır alanının dört bir yanına saçılmış tarihi yapı kalıntıları ve 19. yüzyıldan kalma bir kilise ile 18. yüzyılda inşa edilen çift katlı bir bina bugüne kadar ulaşmayı başardı.

Manastırın giriş bölgesinde, dört adet ince işçilikli Bizans sütun başlığı dahil olmak üzere bir dizi antik yapı kalıntısı ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor. Ayrıca yağmur suyunu toplayan dört büyük kemerli yeraltı sarnıcı bulunuyor.

45. Agasi Efendi Köşkü – Büyükada

Büyükada’nın en özel köşklerinden birisi olan Agasi Efendi Köşkü, Kuyumcu ailesinden Ejderhanyan’ın oğlu Ohannes Efendi tarafından inşa ettirildi. Köşkün yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, sonradan Mehmet Muhtar Kocataş, yani halk arasında Necmettin Molla olarak bilinen kişi tarafından satın alındı. Necmettin Molla, İstanbul Boğazı’nın Büyükdere ve Beylerbeyi gibi semtlerinde malikanelere sahip, Adalet Bakanlığı ve Şura-yı Devlet’te görev yapmış, aynı zamanda Kastamonu’dan milletvekili olarak meclise katılmış bir isim.

Tarih boyunca birçok kez sahibi değiştiren köşk, Efezade Mahmut Bey döneminde müzikli ve şiirli toplantılara ev sahipliği yaptı. Dönemin tanınmış isimleri Hafız Sadettin Kaynak, Hafız Ferit, Ahmet Refik, Neyzen Tevfik gibi sanatçılar bu etkinliklere katıldığı biliniyor. Sultan II. Abdülhamit zamanında, Recaizade Mahmut Ekrem de burada zorunlu olarak ikamet etti.

1935 sonrasında yaz mevsimlerinde kiraya verilen köşk, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Tevfik Rüştü Aras gibi devlet büyükleri konakladı. Mimarisi ve geçmişiyle İstanbul’un simgesel yapılarından biri haline gelen Agasi Efendi Köşkü, adeta yaşayan bir tarih sayfası gibi.

46. Ayios Nikolaos Kilisesi – Heybeliada

Heybeliada’nın serin rüzgarlarının estiği sokaklarında, İmralı ile İşgüzar’ın kesiştiği noktada, Ayios Nikolaos Kilisesi bulunuyor. İlk temelleri ne zaman atıldığı kesin olarak bilinmeyen bu yapı, dış cephesindeki İon tarzı sütun başlıkları ile Bizans esintilerini taşıyor. Bu sütunlar, kilisenin geçmişe uzanan hikayesini anlatıyor.

1857’de mimar Hacı Stefanis Gaitanakis’in elinden çıkarak yeniden doğan Ayios Nikolaos Kilisesi, mimari bir dönüşüm yaşadı. Kapalı Yunan haçı planı üzerine inşa edilen bu yapı, dört büyük sütunun desteklediği bir kubbe ile taçlandırıldı. Kilisenin bu benzersiz tasarımı, onun estetik zenginliğini katlıyor. İç mekandaki geometrik desenlerle süslenmiş tavan kasetleri, göz alıcı bir görünüm sunuyor. Bu desenler, içerideki dinamik atmosferi pekiştiriyor. Denizcilerin koruyucu azizi olarak bilinen Aziz Nikolaos’a adanan kilise, Patrik Samuel Hançeri’nin mezarını da barındırıyor. 1894 yılında büyük bir sarsıntı yaşayan İstanbul Depremi’nden zarar gören yapı, II. Abdülhamit’in izniyle onarıma alındı.

47. Panayia Kilisesi – Büyükada

Büyükada’nın ruhani dokusunu zenginleştiren ve adanın manevi mirasının temel taşlarından biri olan Panayia (Meryem Ana) Kilisesi, adanın en kıymetli dini yapıları arasında yer alıyor. Ortodoks Hristiyan inancının kalbinde önemli bir yere sahip olan bu kilise, yerel halk tarafından Arabacılar Kilisesi olarak da anılıyor. Adını ise Ortodoks geleneğinde Meryem Ana için kullanılan Panayia isminden alıyor.

Bu etkileyici yapı, 1700’lü yılların başlarında temelleri atıldı ve 1793 ile 1871 yılları arasında yeniden yapılandırıldı. Kilise, mimari açıdan göz kamaştırıcı, dikdörtgen bir plan üzerine kurulu ve üç nefli bir yapıya sahip. Dış duvarları taşla bezeli olan kilisenin, altı adet penceresi ve göğe yükselen bir çan kulesi bulunuyor.

48. Sabuncakis Köşkü – Büyükada

İstanbul Adalar’ın incisi Büyükada’da konumlanan Sabuncakis Köşkü, Sultan II. Abdülhamit zamanında ünlü bir mason olan Halepli Yorgi Sabuncakis tarafından 1904’te hayata geçirilmiş bir yapı. Köşkün tasarımını üstlenen isim, Atina Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden Prof. Fotiadis iken, inşaatını Simota Kalfa yürüttü. Grek tarzıyla inşa edilen bu köşk, yazlık bir mason locası olarak işlev gördü ve mimarisinde masonluğun sembollerine yer verildi. Köşkün bahçesi ve zemininin yoldan yüksek olması, ziyaretçilerin birinci kata küçük bir köprü aracılığıyla girmelerine olanak tanıdı. Bu özelliği nedeniyle köşke halk arasında Köprülü Ev de deniliyor.

Köşkün dış cephesi, antik Yunan tapınaklarını andıran bir görünüme sahip. Üçgen şeklindeki alınlığın üstünde, her şeyi görebilen Tanrı’nın gözünü temsil eden ve masonluğun bir sembolü olan ışıklar saçan bir göz resmi bulunuyor. İç mekanda ise, büyük salonun tavanı sekizgen bir kasnağa oturmuş kubbe şeklinde tasarlandı. Ahşap tavan, yönleri temsil eden kelimelerin baş harfleri ve üç adet kırlangıç resmi ile süslendiği görülebiliyor. Sekizgen kasnağın etrafında yer alan aynalı tonozda ise Yunan, Roma, Asur, Finike, Mısır ve Hindu mitolojilerindeki kutsal üçlülerin isimleri yer alıyor.

49. Henry Bulwer Şatosu – Demokrasi ve Özgürlükler Adası

İstanbul’da yer alan ve tek şato olarak kabul edilen Henry Bulwer Kalesi, Demokrasi ve Özgürlükler Adası (Yassıada) üzerinde yükseliyor. 1860’ların ortalarında, İngiltere’nin Osmanlı’daki elçisi Sir Henry Bulwer, tarafından yaptırılan bu kale, Anglosakson kalelerinin mimari özelliklerini taşımasıyla ön plana çıkıyor.

Kalenin öyküsü fazlasıyla merak uyandırıcı. Osmanlı’nın son dönemlerinde Bulwer, Sultan Abdülmecid’den izin alarak adayı satın alıp, bir dizi yapıyı hayata geçirdi. Ancak, maddi imkanları tükenince, adayı Londra gazetelerinde satışa sundu. Bu durum, Osmanlı yönetimini harekete geçirdi ve Bulwer’a adayı yalnızca bir Türk’e satma zorunluluğu getirildi. Bunun üzerine, Mısır Hidivi İsmail Paşa, padişahın rızasıyla Yassıada’yı ve üzerindeki Bulwer Kalesi’ni aldı.

50. Hacopulo Köşkü – Büyükada

Hacopulo Köşkü, Büyükada’daki en göz alıcı yapılar arasında yer alıyor. 1800’lerin son çeyreğinde yapılmış olan bu köşk, çift katmanlı çatısı ve her iki ucunda yer alan konik kuleleriyle adeta orta çağ şatolarını hatırlatıyor.

Bir zamanlar Con Hacopulos’un mülkiyetinde bulunan bu yapı, iki katlı taş zemini üzerine kurulu üç katlı ahşap bir yapıdan oluşuyor. Seyir balkonuna sahip olan köşkün birinci kat tavanları, kabartma kalem işi nakışlarla bezenmiş durumda. Duvar ve tavan süslemelerinin bir kısmı bugün bile ayakta kalmayı başarmış. Yapının dikkat çekici diğer bir özelliği ise dinamik cepheleri ve bu cephelerde yer alan ahşap süslemeler ile sütunlar. Kullanılan sütunlar ve onların başlıkları, pencereler için yapılmış kemerli alanlar, pencere üstlerinde bulunan üçgen ve dairesel şekillerdeki alınlıklar ile katlar arasındaki sade süslemeler ampir döneminin izlerini taşıyor. Kalem işi süslemeler ise barok-rokoko ve ampir dönemlerinin geçiş sürecine işaret ediyor. Hacopulo Köşkü, 16. İstanbul Bienali’nde en fazla ziyaret edilen sergi alanlarından birisi olmuştu.

51. Ada Çarşısı – Büyükada

Büyükada’nın kalbinde bulunan Ada çarşısı, canlı ve dinamik bir atmosfer sunuyor. Sahilin hemen ardında konumlanan bu çarşı, adanın kendine has özelliklerini yansıtan bir merkez olması ile öne çıkıyor. Küçük el yapımı ürünlerden büyük mağazalara kadar geniş bir alışveriş seçeneği sunuluyor. Burası, aynı zamanda leziz yemekler sunan restoranlar ve tatlı dükkanları ile de önemli bir durak olabiliyor.

Sosyal yaşamın nabzının attığı yer olan çarşı, hem adalıların hem de ziyaretçilerin uğrak noktası olan bu yerde adanın sosyal yaşamına dair pek çok detay bulabilirsin.

 

KAYNAK: https://www.enuygun.com/

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İLGİLİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisment -spot_imgspot_imgspot_imgspot_img

SON EKLENENLER

Recent Comments